Kayıtlar

Filozofların Tanrısından Peygamberlerin Allah'ına

Resim
Bilim ve inanç arasındaki derin bağ, bazı zihinlerde çatışma gibi görünürken, Blaise Pascal gibi dâhiler için bu iki alan birbirini tamamlayan birer hakikattir. Pascal, yalnızca bir fizikçi ve matematikçi değil, aynı zamanda insan ruhunun derinliklerine inmeye çalışan bir filozoftu. Onun hayatı, aklın parlak ışığını ve kalbin derin sezgisini aynı anda taşıyabilen ender zihinlerden birinin hikâyesidir. Pascal Kimdir? 1623 yılında Fransa’da doğan Blaise Pascal, daha çocuk yaşlarda sıra dışı bir zekâya sahip olduğu anlaşılan biriydi. Henüz 16 yaşındayken konikler üzerine yazdığı eserle matematik dünyasında adını duyurdu. Ardından basınç, sıvılar ve olasılık teorisi gibi alanlarda çığır açan çalışmalara imza attı. Ama Pascal sadece dünyayı anlamaya çalışmadı; gökyüzünü de inceledi.  Göklerdeki Orkestra ve İlahi Kudret Pascal gökyüzünü “göklerdeki orkestra” olarak tanımlamıştı. Her bir gezegenin, her bir yıldızın sanki birer nota gibi yerini hiç şaşırmadan hareket etmesi, ona göre sadec...

BATI’NIN ŞAİRİ, DOĞU’NUN PEYGAMBERİNE SESLENDİĞİNDE

Resim
“Batı'nın en büyük şairlerinden biri neden İslam peygamberi için bir şiir yazsın ki?” Bu soru, Johann Wolfgang von Goethe’nin “Mahomet’s Gesang” (Muhammed’in Şarkısı) adlı şiiriyle karşılaşan herkesin aklına gelir. Alman edebiyatının en büyük isimlerinden biri olan Goethe, neden İslam peygamberi Hz. Muhammed’i merkeze alan bir şiir yazma ihtiyacı duymuştur? Bu sadece edebi bir alıntıdan mı ibarettir, yoksa daha derin bir arayışın, bir hayranlığın, hatta bir felsefi duruşun göstergesi midir? Şiirin Konusu: İlahi Bir Akışın Temsili “Mahomet’s Gesang”, Goethe’nin gençlik dönemine ait bir şiiridir. Bu şiirde Hz. Muhammed, ilahi kaynaktan doğan ve yeryüzüne doğru gürleyerek akan bir nehir metaforuyla anlatılır. Nehir, başta küçücük bir pınar gibidir ama yol aldıkça büyür, dallara ayrılır ve sonunda tüm canlılara hayat verir. Tıpkı bir peygamberin ilahi mesajla dolup taşarak insanlığa ışık taşıması gibi. Goethe’nin burada yaptığı şey, sadece bir tarihi figürü anlatmak değil; vahy...

İSRAİL’DE NELER OLUYOR

Resim
  İsrail’de şu anda tam olarak neler yaşandığını belki net şekilde göremiyoruz. Ancak bir Müslüman olarak, Yüce Rabbimizin lütfuyla neler olacağını, bizi bilgilendiren sahih kaynaklardan biliyoruz. Zira elimizde yalnızca güncel haber ajanslarının sunduğu bilgiler değil; aynı zamanda Rabbimizin, Peygamber Efendimiz (sav) aracılığıyla bizlere ulaştırdığı hakikatler var. Biz Müslümanlar için Kudüs, sadece bir şehir ya da siyasi mesele değil; doğrudan imanımızla ilgili, derin bir manevi anlam taşıyan bir yerdir. Buradaki mücadele, yalnızca bir coğrafya ya da belli bir halkla yaşanan çatışmadan ibaret değildir. Aslında bu, inancımızı, ahdimizi ve tarihe olan sorumluluğumuzu ilgilendiren çok daha büyük bir meseledir. Bu nedenle ifade ettiğim şey bir siyasi temenni değil, Allah Resûlü’nün bize haber verdiği bir gerçeğe olan teslimiyetin ifadesidir. Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: "Müslümanlarla Yahudiler savaşmadıkça kıyamet kopmaz. O savaşta Müslümanlar galip gelir ve Yahudiler t...

BELKİ DOĞDUĞUN, BELKİ DE DEFNEDİLDİĞİN YERLİSİNDİR

Resim
Eşim Can İSTANBULLU’nun Kaleminden… DOĞDUĞUN YERLİSİNDİR AMA BELKİ DE DEFNEDİLDİĞİN KİM BİLİR, DÜN BİR ÇINARIMIZ DAHA SONSUZLUKTA SAFRANBOLU'LU OLDU. İnsan nerede doğduğuna karar veremediği gibi, nerede yaşayacağına ve nerede vefat edeceğine de karar veremiyor. Bu karar arefesinde gayretler gösterse de son söz Rabbimizin.  Safranbolu şirin mi, şirin bir kent, benim memleketim. Aynı zamanda çok farklı yöreden insanları barındıran özellikle de Karabük Demir Çelik Fabrikasının kurulduğu süreçte hemen hemen her yöreden insanın ekmek davası için akın ettiği bir ilçe. Zamanın göç edenleri Safranbolu’da Safranbolulular'la birlikte yaşamına devam ediyor, hem de geldiği yörenin kültürüne göre yaşayarak, çekinmeden ben aslen şuralıyım diyerek, değerlerini koruyarak.  Bu yaşama yerli Safranbolu halkı da her daim saygı gösteriyor, paylaşıyor, bölüşüyor ve kaynaşıyor. Ama bir gün geliyor, buralara ekmek davası için gelen, yerleşen, çoluk çocuk sahibi olan kişi son nefesini bu topraklarda v...

Harita ve Politika: Mercator’dan Günümüze Değişen Dünya Algısı

Resim
Bugün hepimizin bildiği klasik dünya haritası, acaba ne kadar “gerçek”? Haritalar, dünya üzerindeki konumumuzu anlamamıza yardımcı olur. Fakat bu görüntüler, sandığımız kadar objektif olmayabilir. Çünkü küre şeklindeki bir yapıyı iki boyutlu bir düzleme aktarmak, her zaman bazı çarpıtmalara yol açar. Tam da bu sebeple, tarih boyunca farklı projeksiyon yöntemleri geliştirilmiştir. Ancak bunlar arasında bir tanesi, diğerlerine kıyasla çok daha fazla öne çıkmıştır: Merkatör Projeksiyonu . Her okulun duvarında gördüğümüz, atlaslarda, haberlerde, posterlerde yer alan bu meşhur harita ilk kez 1569 yılında Gerardus Mercator tarafından oluşturuldu. Döneminin önde gelen kartograflarından biri olan Mercator, haritasını özellikle denizcilerin kullanımı için tasarlamıştı. Çünkü bu projeksiyon, yön çizgilerinin (kerte hatlarının) düz olması sayesinde rotaları takip etmeyi kolaylaştırıyordu. Denizcilik açısından oldukça kullanışlıydı, ama başka bir amaç için pek de uygun değildi: gerçeği olduğu gi...

BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ BİRİMİZ İÇİN

Resim
Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” (Buhârî, Îmân 7; Müslim, Îmân 71-72. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyâmet 59; Nesâî, Îmân 19, 33; İbn Mâce, Mukaddime 9) “Bir Müslümanın, yanında bulunmayan din kardeşine yapacağı dua kabul olunur.’’ (Müslim, Zikir 87, 88. Ayrıca bk. İbni Mâce, Menâsik 5) Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.), bu mübarek sözleriyle bizlere, hakiki imanın nasıl tamamlanacağını, mümin olmanın en temel şartlarını öğretiyor. Onun her bir kelamı sadece yaşadığı dönemin değil, çağlar ötesinin de hikmetini içinde barındırır. Zira onun sözlerinde, hem kalbe hem akla hitap eden evrensel gerçekler saklıdır. Bugünlerde sıkça bahsedilen ve pek çoğumuzun hakkında az çok fikir sahibi olduğu “Kuantum çekim yasası”, kainattaki her şeyin enerji temelli olduğunu, tüm varlıkların birbiriyle etkileşim içinde bulunduğunu ve bu enerjilerin düşüncelerimizle ...

28 ŞUBAT BİZLER İÇİN....

Resim
28 Şubat  b izim için yalnızca bir tarih değildi;   İçlerinde disiplin cezalarımızın olduğu  SARI ZARFLAR  demekti ki b u zarflar, eğitim hayatımıza atılan kayıt dışı notlardı adeta. Devlete karşı değil, sisteme karşı "hatalı" bulunmanın belgeleriydi, Sanki bir suçluymuşuz gibi küçücük yaşlarımızda kaleme almak zorunda bırakıldığımız savunma metinleriydi; ''örtünme nedenim sadece inancımın gereği olması, herhangi örgütsel ve ideolojik bir amacım yok''la başlayan,   Dersliğe başörtüyle girdiğimizi kabul ettiğimiz ve bu yolla başımıza gelebilecek her türlü yasal sorumluluğu aldığımızı,  olası yaptırımları üstlendiğimizi beyan   etmek adına zoraki imzalatılan sayfalar dolusu hukuksuz tutanak demekti, Ve ik na odaları demekti ki ismi ‘ikna’ olsa da çoğu zaman psikolojik baskının uygulandığı, sessiz kalmanın bile yanlış anlaşılabildiği yerler, Eğitim hakkını savunmak için yapılan eylemlerde müdahaleye uğramak, gözaltına alınmak, hatta fiziksel şiddet...

AKLA ZİYAN

Resim
Tarihe baktığımızda, insanlık tarihinde çığır açan keşiflere imza atan pek çok dâhinin, bilgiyi kendi entelektüel çabalarından ziyade, daha yüksek, ilahi bir kaynaktan aldıklarını ifade ettiklerini görürüz. Bu büyük zihinlerin, sahip oldukları olağanüstü bilgiye nasıl ulaştıkları sorusu hâlâ gizemini korumaktadır. Acaba bu insanlar yalnızca üstün zekâya mı sahiptiler, yoksa evrenin tüm bilgisini içinde barındıran metafizik bir bilgi alanına erişim yetenekleri mi vardı? Örneğin, dâhilik kavramıyla özdeşleşen Albert Einstein, evrenin işleyişine dair fikirlerine ulaşırken sık sık “düşünce deneyleri” gerçekleştirdiğini belirtmiştir. Bu deneyler, onu karmaşık matematiksel problemleri görsel ve geometrik yollarla çözebileceği farklı biliş durumlarına taşımıştır. Einstein, bu süreçlerin hemen ardından bilim tarihinde bir dönüm noktası sayılan dört makaleyi kaleme almıştır: Atomların varlığını kanıtlayan çalışma, Işığın dalga değil parçacık gibi davrandığını ortaya koyan buluş, Meşhu...

2020'nin; Hafızalara Kazınan Bir Dönemin Ardından

Resim
Zaman çok tuhaf. Daha dün gibi hatırlıyoruz o maskesiz, mesafesiz, kaygısız günleri. Kim bilebilirdi ki birkaç ay içinde sokaklar sessizleşecek, kapılar kapanacak, insanlar kendi evlerinde yabancı gibi hissedecek? Kim tahmin ederdi ki dersler, toplantılar, hatta bayram ziyaretleri bir ekranın karşısına sığacak? 2020’ye girerken hepimiz başka umutlar taşıyorduk. Yeni bir yıl, yeni hedefler, yeni başlangıçlar… Ama Çin’in Wuhan kentinden gelen ilk haberler, tüm bu beklentileri yerle bir etti. Başlangıçta, çoğumuzun aklında aynı sorular vardı: Virüs hayvanlardan mı bulaştı, yoksa laboratuvar kaynaklı mıydı? Ancak bu soruların cevabını beklerken virüs çoktan sınırları aşmış, dünya genelinde yayılarak hayatın akışını durdurmuştu. Adı kısa, etkisi uzun bir virüs: Covid-19 . Bu virüs ne ayrım yaptı ne istisna tanıdı. Zengin-fakir, genç-yaşlı demeden, kim kendini korumazsa hedef oldu. Hızla yayıldı, sessizce sokakları boşalttı, hastaneleri doldurdu. Önce birkaç vaka, ardından binlerce... Bir sü...

Şifa Niyetine

Resim
Nikola Tesla, şüphesiz modern bilimin seyrini kökten değiştiren buluşlarıyla insanlık tarihine damga vurmuş önemli bir bilim insanıdır. Yaşamı boyunca gerçekleştirdiği çalışmalar, ölümünden sonra da bıraktığı notlar, makaleler ve icatları aracılığıyla ilgiyle incelenmeye devam etmektedir. Tesla’ya atfedilen ve zamanının çok ötesinde olduğu düşünülen bazı ifadelerde, insan bedeninin büyük ölçüde enerjiden meydana geldiği ve beynimizin elektriksel prensiplere göre işlediği belirtilmektedir. Bu söylemler, insanın yalnızca fiziksel bir varlık olmadığına, aynı zamanda enerjiye dayalı bir yapıya sahip olduğuna işaret etmektedir. Bu kapsamda Tesla’nın  ''İnsanlara pozitif zihinsel enerji sunulabileceğini, gülün güzelliği ve kokusunun ilaç olarak ve güneş ışınlarının yiyecek olarak kullanılabileceği''  iddası oldukça dikkat çekicidir. Günümüzde modern bilim, insan bedeninin elektriksel ve biyokimyasal süreçlerle çalışan bir organizma olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Vücudu...

Kültürümüzü Lafla Değil, Harfle Öğrenme Vaktidir

Resim
Dil, bir medeniyetin inşasında en temel unsurlardan biridir; aynı zamanda kültürel mirasın kapılarını açan anahtardır. Her uygarlığın kendine has bir dili ve yazı sistemi bulunur. İnsan aklı, düşüncesini ve felsefesini dil aracılığıyla inşa eder; kişi dil üzerinde ne kadar yetkinse, evreni, hayatı ve varoluşu o ölçüde kavrayabilir. Dilinden kopmuş bir millet, zamanla kendi kimliğinden de uzaklaşır. Bu nedenle bir toplumun kültürel bütünlüğünü bozmanın, medeniyet izlerini silmenin en etkili yollarından biri onun dilini değiştirmektir. Atalarımız, tarih sahnesinde asırlara yayılan hâkimiyetleri boyunca birçok ilim, sanat ve düşünce eseri bırakmıştır. Süleymaniye Kütüphanesi’nde ya da Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivleri’nde yer alan yüz binlerce yazma eser, bu kadim birikimin günümüze ulaşan en somut delillerindendir. Bu eserlerin derinliğine inebilmek, içerdikleri ilmi ve kültürel hazineyi anlayabilmek ise yalnızca Osmanlı Türkçesi bilgisiyle mümkündür. Gelgelelim, günümüzün üniversite...

Tanrı Zar Atmaz...(A. Einstein)

Resim
İnsanlık tarihinin önemli bir bölümünde, fizik, kimya ve diğer doğa bilimleri maddi dünyanın gerçekliği üzerine kurulmuş; evrenin yalnızca maddeyle açıklanabileceği varsayılmıştır. Bu yaklaşım, klasik bilim paradigmasının temel taşlarını oluşturmuş, maddenin ezelî ve ebedî olduğu düşüncesi uzun süre kabul görmüştür. Ancak 20. yüzyılda geliştirilen kuantum mekaniği bu anlayışı kökten değiştirmiş ve bilim dünyasında büyük bir dönüşüm başlatmıştır. Kuantum mekaniği, atom ve atom altı parçacıkların davranışlarını inceleyen ve klasik fiziğin ötesine geçen bir teoridir. Bilimsel tarih açısından bakıldığında, bu teori yalnızca fizik alanında değil, düşünsel anlamda da paradigmal bir kırılma yaratmış; gözlemlenen maddesel dünyanın ardında, daha derin ve henüz tam olarak kavrayamadığımız bir gerçekliğin olabileceğini göstermiştir. Ünlü fizikçi Niels Bohr , "Kuantum teorisi ile aklınız karışmadıysa, onu tam olarak anlamamışsınızdır" diyerek bu yeni gerçekliğin alışılmış düşünce yapımı...

AB'nin Önlenemez Çöküşü

Resim
Mutlak kudret ve güç sahibi yalnızca Cenab-ı Hakk’tır. Biz inananlar biliriz ki ilahi adalet er ya da geç tecelli eder; zulüm ve sömürü üzerine kurulu sistemler sonsuza dek ayakta kalamaz. Bugün, tüm dünyayı etkisi altına alan bir virüs salgını nedeniyle büyük ekonomilerin alarm verdiğine, devasa kurumların güven kaybı yaşadığına ve sözde güçlü devletlerin tıbbi malzemeler için adeta birbirleriyle çatışma noktasına geldiğine üzülerek tanık oluyoruz. İçinde bulunduğumuz bu krizi, birçok uzman 1929 Büyük Buhran’ı ile kıyaslamakta ve bu sürecin ardından dünyanın artık eskisi gibi olmayacağı sıkça dile getirilmektedir. Bu değişim sürecinde ilk yıkılacak yapının Avrupa Birliği (AB) olacağı artık büyük ölçüde kabul gören bir gerçektir. Aslında “birlik” kavramı doğu kültürüne aittir. Batı ise tarih boyunca, örneğin Haçlı Seferleri gibi yağma amacı taşıyan girişimler dışında gerçek anlamda bir birlik sergileyememiştir. Ancak iki dünya savaşının yıkıcı etkileri sonrasında bazı Avrupalı ...

Dünyada İlim Var, Fen Var!

Resim
Günümüzde fizik, kimya, matematik, astronomi, tıp, tarih ve coğrafya gibi temel bilimlerin kurucuları olarak genellikle Batılı bilim insanları anılsa da bu alanların temelleri büyük ölçüde Müslüman bilim insanlarının katkılarıyla atılmıştır. F akat Batı merkezli eğitim anlayışıyla yetişmiş bizler, İslam medeniyetine karşı önyargılarla donatılmış, kendi geçmişimize ve değerlerimize yabancılaştırılmışız. Bizler maalesef hala daha, bilimin gelişim sürecinde İslam dünyasının oynadığı merkezi rolü görmezden gelmekteyiz. Oysa ki tarihsel süreç incelendiğinde açıkça görülmektedir ki, İslam’ın altın çağı olarak nitelendirilen 7. yüzyıldan itibaren insanlık bilgi birikiminde büyük bir sıçrama yaşanmıştır. Bu dönemde Müslüman alimlerin sahip olduğu bilgi, Batı toplumlarıyla ancak Haçlı Seferleri ve Endülüs’teki etkileşimler yoluyla tanıştırılmıştır. Ancak Avrupalılar, 14. yüzyılda tercüme ettikleri bu bilgilerin içeriğini ancak 18. yüzyılda anlamlandırabilmişlerdir. Ne var ki, bu ilimlerin Müsl...