Kültürümüzü Lafla Değil, Harfle Öğrenme Vaktidir


Dil, bir medeniyetin inşasında en temel unsurlardan biridir; aynı zamanda kültürel mirasın kapılarını açan anahtardır. Her uygarlığın kendine has bir dili ve yazı sistemi bulunur. İnsan aklı, düşüncesini ve felsefesini dil aracılığıyla inşa eder; kişi dil üzerinde ne kadar yetkinse, evreni, hayatı ve varoluşu o ölçüde kavrayabilir. Dilinden kopmuş bir millet, zamanla kendi kimliğinden de uzaklaşır. Bu nedenle bir toplumun kültürel bütünlüğünü bozmanın, medeniyet izlerini silmenin en etkili yollarından biri onun dilini değiştirmektir.

Atalarımız, tarih sahnesinde asırlara yayılan hâkimiyetleri boyunca birçok ilim, sanat ve düşünce eseri bırakmıştır. Süleymaniye Kütüphanesi’nde ya da Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivleri’nde yer alan yüz binlerce yazma eser, bu kadim birikimin günümüze ulaşan en somut delillerindendir. Bu eserlerin derinliğine inebilmek, içerdikleri ilmi ve kültürel hazineyi anlayabilmek ise yalnızca Osmanlı Türkçesi bilgisiyle mümkündür.

Gelgelelim, günümüzün üniversite mezunu gençler ve kendini “aydın” olarak gören pek çok kişi, bu kaynakları okuyacak bilgiye sahip değildir.

Bir düşünürümüzün şu sözü, bu meseleye dair oldukça çarpıcıdır: “Osmanlıca bilmeyen biri, kendine entelektüel demesin.” Çünkü geçmişin birikimini orijinal kaynaklardan okuyamayan, önceki nesillerin düşünsel ve kültürel dünyasına nüfuz edemeyen bir bireyin, fikir dünyasında derinlik kazanması neredeyse imkânsızdır. Gerçek bir aydın, kendi medeniyetinin izini sürebilmeli, tarihî belleğine hâkim olabilmelidir.

Ancak ne yazık ki mevcut eğitim sistemimiz, çocuklarımıza ilkokuldan itibaren yıllarca yabancı dil eğitimi vermekte, buna karşılık kendi geçmişimizle bağ kurmamızı sağlayacak Osmanlı Türkçesini neredeyse yok saymaktadır. Elbette yabancı dilleri öğrenmeli, diğer milletlerin kültürlerini tanımalıyız; fakat geçmişle aramızda kurulan en önemli köprüyü göz ardı ederek bu kültürel sürekliliği sağlayamayız.

Oysa ki Amerika’daki en saygın üniversitelerden biri olan Harvard, 1997 yılından bu yana Balıkesir’in Cunda Adası’nda Osmanlıca eğitimi vermektedir. Farklı ülkelerden gelen öğrenciler, akademisyenler burada yüksek lisans ve doktora düzeyinde Osmanlı Türkçesi öğrenmekte, araştırmalar yapmaktadır. Avrupa’nın çeşitli üniversitelerinde de Osmanlıca eğitimi verilmekte, araştırmacılar bu dil sayesinde bizim arşivlerimizde çalışmalar yürütmektedir. Böylece, Osmanlı’nın bilimsel, siyasi, düşünsel ve askerî birikiminden yararlanarak, bu bilgileri kendi toplumlarının hizmetine sunmaktadırlar. Nitekim önceki yazılarımda da ifade ettiğim gibi, Batı’nın modernleşmesinde İslam dünyasının ürettiği bilgi ve bilimsel mirasın büyük katkısı olmuştur.

Bizler de Osmanlıca'yı öğrenmeli, genç nesillere aktarmalıyız ki ecdadımızla aramızda zamanla kopan bu bağ yeniden kurulabilsin. Bu sayede onların bıraktığı eserlerle doğrudan temas kurarak medeniyetimizin zenginliğini tanıyabilir, tarihimizi daha doğru anlayabiliriz. Geçmişten aldığımız ilhamla bugünü daha iyi analiz eder, geleceğimizi daha sağlam temeller üzerine inşa edebiliriz.

Sağlıcakla kalın vesselam...






[1] https://fikriyattannesriyata.blogspot.com/2020/04/dunyada-ilim-var-fen-var.html

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Filozofların Tanrısından Peygamberlerin Allah'ına

BATI’NIN ŞAİRİ, DOĞU’NUN PEYGAMBERİNE SESLENDİĞİNDE

Şifa Niyetine