Şifa Niyetine


Nikola Tesla, şüphesiz modern bilimin seyrini kökten değiştiren buluşlarıyla insanlık tarihine damga vurmuş önemli bir bilim insanıdır. Yaşamı boyunca gerçekleştirdiği çalışmalar, ölümünden sonra da bıraktığı notlar, makaleler ve icatları aracılığıyla ilgiyle incelenmeye devam etmektedir.

Tesla’ya atfedilen ve zamanının çok ötesinde olduğu düşünülen bazı ifadelerde, insan bedeninin büyük ölçüde enerjiden meydana geldiği ve beynimizin elektriksel prensiplere göre işlediği belirtilmektedir. Bu söylemler, insanın yalnızca fiziksel bir varlık olmadığına, aynı zamanda enerjiye dayalı bir yapıya sahip olduğuna işaret etmektedir. Bu kapsamda Tesla’nın  ''İnsanlara pozitif zihinsel enerji sunulabileceğini, gülün güzelliği ve kokusunun ilaç olarak ve güneş ışınlarının yiyecek olarak kullanılabileceği'' iddası oldukça dikkat çekicidir.

Günümüzde modern bilim, insan bedeninin elektriksel ve biyokimyasal süreçlerle çalışan bir organizma olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Vücudumuz, sinirsel iletimlerden hücresel iletişime kadar birçok fonksiyonu elektriksel sinyaller aracılığıyla yürütmektedir. 

1992 yılında Bruce Tainio tarafından geliştirilen ve esasen tarımsal kullanıma yönelik olan BT3 frekans monitörü, alternatif tıp çevrelerinde insan vücudunun frekans ölçümünde de kullanılmaya başlanmıştır. Bu cihazla yapılan bazı ölçümlerde şu sonuçlar elde edilmiştir:

  • Sağlıklı bir insan beyninin 71–90 MHz, vücudun genel frekansının ise 62–72 MHz aralığında olduğu;

  • Frekans 62 MHz’in altına düştüğünde hücresel bozulmaların başladığı;

  • Soğuk algınlığında frekansın 58 MHz’e, mantar enfeksiyonlarında 55 MHz’e düştüğü;

  • Kanserli hücrelerin bulunduğu alanlarda frekansın 42 MHz civarında olduğu;

  • Ölüm sürecinde ise frekansın 25 MHz’e kadar gerilediği gözlemlenmiştir.

Bu verilere göre, vücut frekansının 62 MHz’in altına düşmesi, yaşam enerjisinin akışında bozulmalara yol açarak hastalık riskini artırabilmektedir. Ayrıca yapılan bazı deneysel çalışmalarda; dua etmenin frekansı ortalama 15 MHz artırdığı, pozitif düşüncenin frekansı yaklaşık 10 MHz yükselttiği, olumsuz düşüncenin ise frekansı 12 MHz düşürdüğü öne sürülmektedir. Bitkiler, güneş ışığı ve saf yağmur suyu gibi doğal unsurların da pozitif rezonans özellikleri taşıdığı, bu nedenle insan frekansı üzerinde olumlu etkiler oluşturabileceği belirtilmiştir.

Bu bağlamda özellikle esansiyel (uçucu) yağlar dikkat çekmektedir. Yapılan ölçümlerde:

  • Gül yağının 320 MHz ile en yüksek frekansa sahip esansiyel yağ olduğu;

  • Onu 118 MHz ile lavanta yağı ve 96 MHz ile sandal ağacı yağının izlediği görülmektedir.

Bu veriler, gül yağının insan enerji alanı üzerinde oldukça güçlü bir etkisi olabileceğini ortaya koymaktadır. Tesla’nın “gülün kokusu ilaçtır” ifadesi, bu bilgiler ışığında düşündürücü bir öngörü olarak değerlendirilebilir.

Öte yandan, gülün kültürel ve manevi anlamı da oldukça derindir. İslam geleneğinde gül, Hz. Peygamber’i (S.A.V.) sembolize eder. Gül yağı veya gül suyu ikram edildiğinde salât u selâm getirilmesi bu sembolizmin halk arasında köklü bir yer edindiğini gösterir. Fatih Sultan Mehmet Han, meşhur portresinde Hz. Peygamber’e olan muhabbetini göstermek amacıyla elinde bir gül tutarken tasvir edilmiştir. 

Bu geleneksel sembolizmin, sadece estetik ya da duygusal değil, aynı zamanda sezgisel bir şifa bilgisini de barındırdığı düşünülebilir. Ecdadımız belki de gülün bu iyileştirici etkisinin farkındaydı; bu nedenle onu hem manevi bir sembol hem de bir şifa kaynağı olarak hayatlarına dâhil etmiş bu saikle gül yağı veya gül suyu ikramını gelenek haline getirmişlerdir.

Her ne kadar bu tür iddiaların bir kısmı daha fazla bilimsel teyide muhtaç olsa da, esas mesele yalnızca maddenin kendisini değil, onun ardındaki anlamı aramak değil midir?

Özellikle içinde bulunduğumuz bu zorlu sağlık dönemlerinde, gülün hem fiziksel hem de ruhsal şifa potansiyelinden istifade edebilmek ümidiyle...




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Filozofların Tanrısından Peygamberlerin Allah'ına

BATI’NIN ŞAİRİ, DOĞU’NUN PEYGAMBERİNE SESLENDİĞİNDE