Dünyada İlim Var, Fen Var!
Günümüzde fizik, kimya, matematik, astronomi, tıp, tarih ve coğrafya gibi temel bilimlerin kurucuları olarak genellikle Batılı bilim insanları anılsa da bu alanların temelleri büyük ölçüde Müslüman bilim insanlarının katkılarıyla atılmıştır. Fakat Batı merkezli eğitim anlayışıyla yetişmiş bizler, İslam medeniyetine karşı önyargılarla donatılmış, kendi geçmişimize ve değerlerimize yabancılaştırılmışız. Bizler maalesef hala daha, bilimin gelişim sürecinde İslam dünyasının oynadığı merkezi rolü görmezden gelmekteyiz.
Oysa ki tarihsel süreç incelendiğinde açıkça görülmektedir ki, İslam’ın altın çağı olarak nitelendirilen 7. yüzyıldan itibaren insanlık bilgi birikiminde büyük bir sıçrama yaşanmıştır. Bu dönemde Müslüman alimlerin sahip olduğu bilgi, Batı toplumlarıyla ancak Haçlı Seferleri ve Endülüs’teki etkileşimler yoluyla tanıştırılmıştır. Ancak Avrupalılar, 14. yüzyılda tercüme ettikleri bu bilgilerin içeriğini ancak 18. yüzyılda anlamlandırabilmişlerdir. Ne var ki, bu ilimlerin Müslümanlardan alındığı çoğu zaman zikredilmemiş, kaynaklar Batılı isimlere mal edilmiştir.
Bu bağlamda örnek vermek gerekirse, modern fiziğin temellerini atan İbn-i Heysem, ışık kırılması üzerine çalışmalarıyla tanınmakta ve atomun yapısı üzerine düşünceler geliştirmiştir. Atomun parçalanabileceğini ilk öne süren, yerçekimini ilk ifade eden ise 8. yüzyılda yaşamış olan Cabir bin Hayyan’dır. Kimyada ilk laboratuvarı kurmuş, suni hücre üretmiştir. Batı dünyası onun eserlerini ancak yüzyıllar sonra tercüme etmiş ve içeriğini anlamıştır. Bugün hâlâ Almanya başta olmak üzere birçok ülkede Cabir bin Hayyan’ın eserleri üzerine akademik çalışmalar yapılmaktadır. Oysa Türkiye’de eğitim müfredatı bu ismi neredeyse hiç anmamakta, Newton ve elma hikayeleriyle sınırlı bir bilim tarihi anlatılmaktadır.
Benzer şekilde, Batlamyus seneyi 260 gün olarak hesaplarken, El-Battani, bir yılı 365 gün 5 saat 46 dakika 22 saniye olarak hesaplamış ve bu ölçüm, günümüz modern cihazlarıyla yapılan hesaplamalardan yalnızca 2 dakika 24 saniye sapma göstermektedir. Trigonometri alanında sinüs, kosinüs, tanjant gibi kavramlar ilk defa Halife Me’mun döneminde Müslüman bilim insanları tarafından sistemleştirilmiştir.
Aynı şekilde, büyük matematikçi Gıyaseddin Cemşid, “Risaletü’l-Muhitiyye” adlı eserinde pi sayısını günümüzdeki değeriyle aynı hassasiyette hesaplamış, sinüs fonksiyonuna dair çok hassas ölçümler yapmıştır. El-Cabir’in ismini taşıyan “cebir” bilimi ise üçüncü dereceden denklemleri çözme yöntemleri, karekök ve küpkök hesaplamaları ile önemli bir gelişim yaşamıştır. Logaritmayı ilk tanımlayan bilim insanı ise El-Harezmi olmuştur.
Eski Yunan'da alfabe sayısınca sınırlı olan rakam sistemi, Müslüman alimlerin geliştirdiği ondalık sistem sayesinde büyük bir dönüşüm geçirmiştir. Noktalama sistemiyle 10’luk taban esasına dayalı sayı sistemi oluşturulmuş, bu da çağdaş matematiğin temellerini atmıştır.
Tüm bu örnekler, yalnızca birkaçını anmakla yetindiğimiz geniş bir ilim mirasının göstergesidir. İbn-i Sina’dan İbn Haldun’a, Farabi’den Gazali’ye, Piri Reis’ten Biruni’ye kadar birçok Müslüman bilgin, insanlık tarihinde derin izler bırakmıştır. Ne yazık ki, bizler bu alimlerin hem isimlerini hem de eserlerini yeterince tanımıyor, onların bilim dünyasına katkılarını gerektiği gibi değerlendiremiyoruz.
Nobel ödüllü fizikçi Pierre Curie ‘‘Müslüman Endülüs’ten bize 30 kitap kaldı, atomu parçalayabildik. Şayet yakılan 1 milyon kitabın yarısı kalsaydı çoktan uzayda galaksiler arasında geziyor olacaktık’’ söylemiyle bu gerçeğin altını tekrar tekrar çizmiştir.
Sağlıcakla kalın vesselam..

Allah razı olsun.son onbeş yılıdır allah'ın izniyle kürreden zerre misalide olsa bu tesbitlerinize doğru bir yol alınmaktadır rabbimizin izniyle bu hedeflere ulaşılacaktır zalimler,hainler istemesede.
YanıtlaSilKıymetli yorumunuz için çok teşekkür ediyorum.
Sil